Tuesday, June 19, 2012

Salta’dan Son İzlenimler


Latin Amerika’da Bir Gezgin: Latin Amerika Güncesi (19)

Salta’dan Son İzlenimler

Dr. Ulaş Başar Gezgin, 16 Haziran 2012, Salta, Arjantin

Soğuk bir sabahtı. Kalkıyorum, bilgisayar işleriyle uğraşıyorum. Otelde 07:00 ile 10:00 arasında kahvaltı oluyor. 09:00’da kahvaltı için odadan çıkıyorum. Kahvaltı, Mendoza’da olduğu gibi aşırı şekerli bir ayçöreği, tost ekmekleri, bir çeşit bisküvi, çay, kahve, meyve suyu ve meyvelerden oluşuyor. Bir yandan, Salta’nın yerel gazetesi olan El Tribuno’ya (http://www.eltribuno.info/salta/ ) göz gezdiriyorum. Paraguay’da bir çiftliği işgal eden topraksız köylülerin 18’inin öldürüldüğünü okuyorum. Salta, sınıra yakın olduğundan olacak, “kaçak mal taşıyan kamyon yakalandı” türünden bir haberle karşılaşıyorum ve bir de bir uyuşturucu operasyonu haberiyle.


Mısır Yaprağına Sarılı Yemek

Odaya dönüp bilgisayarla uğraşıyorum. Yapılacak çok iş var. Öğleden sonra çıkıyorum. Dün milanesa yediğim yerde patynesa yiyorum bu kez (15 Peso). Bu da, milanesaya benzer bir sandviç. Arjantin sandviççilerinin sosları dikkatimi çekiyor. Bunlara, ‘aderezo’ deniyor. Ketçup ve mayonez yanında, zeytin, zeytinyağı, peynir sosu vb. seçenekler var.  

Oradan Florida’ya dalıyorum. Pazarın yanında sokak pizzacısı var; boş masa yok. Bir masa boşalıyor, hemen bir başkası oturuyor. Pizzayı nasıl yaptıklarına bakıyorum. Büyük boy pizza genişliğinde tavaları var. Domates soslu pizza hamurunu hazır alıyorlar. Üstüne iki boy kaşar kesip fırına veriyorlar. Çok lezzetli olmasa da idare eder. Bu pizza, 18 Peso. Buenos Aires’te, Ugi’s Pizza’da, 20 Peso’ya harika bir büyük pizza yenebiliyordu. Yani o kadar iyi olmayan bu pizzaya, 18 Peso, fazla. Bu pizzacı, bir de, Bolivya’ya ve çevresine özgü olan mısır yemeği tamaleden satıyor. Tamale, mısır yaprakları içinde pişirilen mısır unu ve etten ya da peynirden oluşuyor (bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Tamale ). Pizzayı alıp San Martin Parkı’na oturuyorum. Parkta pizza yiyorum. Kimse karışmıyor. Bunu Buenos Aires’te yapmak olanaksızdı; birileri yanaşırdı hemen.


Bir Şiir Militanı

Buenos Aires’te ‘Yagmour’ adlı giysi dükkanını görmüştüm. Burada da görüyorum. Türk şirketi olup olmadığını merak ediyorum (Ermeni şirketi de olabilir; çünkü birçok Ermeni, Türk adları taşıyor). Sokaklarda, ballı patlamış mısır ve elma şekeri satıldığını görüyorum. Florida ve Juan B. Alberdi, peatonal yani motorlu araçlara kapalı sokaklar. Bu iki sokak, Saltalıları gözlemlemek için birebir. Florida’dan geçerken, yolda bir süpermarket görüyorum. Bu, Vea (bkz. http://www.supermercadosvea.com.ar/ ).Tarihsel yapıların yanında hiç yakışmıyor. Sosyalist Parti bürosu da o taraflarda. Partinin simgesi, yumruk içindeki bir el (bkz. http://www.partidosocialista.com.ar ). Kendini sosyalist demokrat olarak tanımlayan parti, 2011 Genel Seçimleri’nden % 16.8 oyla ikinci büyük parti olarak çıkmış. Salta Güzel Sanatlar Müzesi’ne dalıyorum (Casa de Arias Rengel, Museo de Bellas Artes, bkz. http://www.culturasalta.gov.ar/content/view/74/178/ ). Burada, kuşlarla ilgili dönüştürülmüş malzemelerden yapılma heykelleri ve resimleri inceliyorum. Bu, Isbelio Godoy’un sergisi (bkz. http://www.culturasalta.gov.ar/content/view/10618/320/ ). Üst katta ise, ufak çaplı bir Afrika sanatı sergisi var. Kapıdaki iki görevli, çok yardımsever. Bana Salta’daki sanat etkinlikleriyle ilgili bilgi veriyorlar. Böylece, fotoğrafçı Valeria Garcia Yannoni’nin çalışmalarından haberdar oluyorum (bkz. http://www.valeriayannoni-foto.blogspot.com/ ). Güzel Sanat Müzesi Dostları Derneği’nin çalışmaları var (bkz. http://www.culturasalta.gov.ar/content/view/7294/555/ ). Salta Ulusal Üniversitesi’nin düzenlediği çeşitli sanat etkinlikleri var (Universidad Nacional de Salta, bkz. http://www.unsa.edu.ar ). Salta’nın birkaç sayfalık sanat dergisi Arte Nautas, Saltalı sanatçılara ulaşmak için iyi bir kanal (http://periodicoartenautas.com.ar/arteblog/ ). Dergide, sinema, tiyatro, müzik, dans ve plastik sanatlar etkinliklerini kapsayan sanat ajandası da var. Bir “şiir/sanat militanı olarak” şair Jesus Ramon Vera tanıtılmış (bkz. http://laverdadnoa.com.ar/?p=1676). Dergide yer verilen önemli bir bağlantı, şu: http://proculturasalta.org.ar/     


Latin Amerika’da Yörükler

Çıkıyorum oradan. Yanımda bir araba duruyor; meydanı soruyorlar. Tarif ediyorum, sanki Saltalı’ymışım gibi. Mitre sokağından Güemes Meydanı’na yürüyorum. Meydan, adını Saltalı bağımsızlık önderi Martín Miguel de Güemes’ten (1785-1821) alıyor. Güemes, Arjantin’in Bağımsızlık Savaşı’nda, Saltalı gauchoları (Latin Amerika yörükleri) örgütleyip Kuvayı Milliye gibi bir güç oluşturarak, bağımsızlığa büyük katkı veriyor. Meydanda elişi pazarı kurulmuş. Dönüyorum. Mitre Sokağı üstünde, Vea Süpermarketi’nin bir başka şubesi var. İçeri giriyorum ve birkaç kutu Arjantin çayı (mate) alıyorum; bir de Şili için köpeköldüren. Salta’nın bakkallarının tabelasında neden ‘bakkal’ yerine İngilizce olarak ‘drugstore’ yazıyor; hâlâ akıl sır erdiremiyorum.

9 Temmuz Meydanı’ndayım şimdi. Karşıda, gaucholar, atlarının üstünde bekliyor. Neyi bekliyorlar? Belki turistik bir gösteri bu; belki de, kentin yerel şenliklerine hazırlanıyorlar. İşte bu gaucholardı Arjantin’i bağımsızlığa kavuşturan. Bu gauchoları en iyi anlatan kitaplardan/filmlerden biri, (ama İspanya İç Savaşı içerisinde) Hemingway’in ‘Çanlar Kimin İçin Çalıyor?’ adlı başyapıtı. Gauchoların yanında, bol gürültülü bir tanıtım kamyonu var; Arjantin’in turistik bölgelerini tanıtıyor. Bütün bilgiler, İspanyolca. Nereler var? Che’nin doğum yeri olan Rosario (bkz. http://www.rosario.gov.ar ), çağlayanlarıyla ünlü İguazu (bkz. http://www.iguazuargentina.com ), doğal güzellikleriyle ünlü Patagonia (bkz. http://www.patagonia.com.ar/), Santa Fe (bkz. http://www.santafe.gov.ar/ ), Jujuy (bkz. http://jujuy.gov.ar/ ), Cordoba (bkz. http://www2.cordoba.gov.ar ), Bariloche (bkz. http://www.bariloche.gov.ar/ ), Parana (bkz. http://www.parana.gov.ar/ ), Litoral (bkz. http://www.litoralargentina.gov.ar/ ) ve Mendoza’nın bulunduğu Cuyo (bkz. http://www.cuyoargentina.gov.ar/ ). Burada dağıtılan Arjantin ve Kuzey Arjantin haritaları, çok yararlı (bkz. http://www.turismo.gov.ar/ ).     


Elveda Salta!

Salta’da başka neler yapılabilir? Teleferiğe binilebilir (bkz. http://teleferico.elturistaperiodico.com/ ). Ayrıca, görülebilecek birçok müze var (bkz. http://www.portaldesalta.gov.ar/museos.htm ).

Buenos Aires’te ücretsiz dağıtılan iki dergiye bakıyorum: Bunlar, Diario del Viajero (Gezginin Güncesi, bkz. http://www.diariodelviajero.com.ar/ ) ve La Gaceta del Retiro. İkisinde de kültür ajandası ve kültür haberleri var. İlki, daha iyi.

Benden sonra gelecekler için, otel bilgilerini vereyim: Petit Hotel Salta (http://www.petithotelsalta.com.ar/ ; Av. Hipolito Irigoyen 225, Salta, Arjantin. Tel: (0387) 4213012. E-posta: petit_hotel@ciudad.com.ar ). Oda ücreti, 185 Peso (40 Dolar).  

Arjantin’den ayrılırken, yıllar önce çevirdiğim 3 Arjantin şiirini okuyorum yeniden. Siz de okuyun. Böyle veda edelim şarabın ve tangonun memleketine:



MÜZMİN BEKAR


I


Eflatun puslar uçsuz bucaksız
yüzüyor gri nehir üzerinde,
ve orada iç limanda sessiz,
yelkenliler düş görmekte
uzak bir ülkede diyebiliriz.


O varoşun tenha, ıssız,
gece var ayaklarında,
çan kuleleri titremede yalnız
hayali baharıyla -sanıyoruz-
o Hollanda manzarasında.


Alacakaranlık, şaşkın,
giriyor buz gibi odaya,
ki sırlı aynasında onun
eğri yansısıyla onun
billurdan su altüst olmada.


Duruverir beyaz yataksa,
yanında biçimsiz sandığın,
çivisinde paslı, murdarca
yaşlanıyor bir suluboya,
çerçevesi mavi bir kumaştan.


Direğinde şöminenin,
cüppe, çarmıha gerili,
yayar ağır kokusunu fenolün
ve üzerinde koca hokkanın
düşünmede Balzak büstü gibi.


Meltemi düzlüklerin,
karanfil nefesiyle,
bozuyor ağlarını örümceğin,
ki onlar, kenarlarıdır engin,
rüzgar kapısının, modası geçkince.


Or’da gül rengi bulutlarda
kırlangıçlar var,
görünmez kelebeklerin ardında,
o gizemli harfleri çizmekte usta,
elveda yazıyormuş gibiler.


Yapayalnız odasında,
kanepede, hayli yıpranmış
yüzyıllık patiskaymışçasına,
eğreti ocağıyla
bir adam, düşünmeye durmuş.


Tembel bir duruşta gergince
ağzında piposu şimşirden,
ve farkeder o sakinlikte
ne yakın ölümü öyle,
saatin sessizliğinden!


Kupkuru boğazında
ödsuyu tortusu guruldar,
ve çukur alnının altında
koyu yeşil baş ağrısıysa
uzun bir satranca başlar.


Ne cıvıltılar şenlikli!
Ne heyecan dolu çığlık!
Gölgelik mağaralarda gibi,
derininde günlerin besbelli
esniyor yalnızlık.


Ve bir sersemlikle tuhafça
şaşkın görüntüsünde,
düş kırıklıklarının tatsızca,
geldi işte kocadığı yıllar da,
pamuklu yüklükler ile.



II


Olanaksız bir uzaklıktan
Yürek oynatmadadır
Canlanarak odada keman
Hoş bir kokuyla, atalardan kalan
O sıkıntıyla dumanlıdır.


Ve düşünür adam. Görüntüsü ki
Gülleri hatırlatmada
Modacının şapkasındaki...
Patiska mendili...
Korsesi... Tarak toka...


Ve acı çeker sahilde yalnız başına:
Bir...’ki...üç... dedin mi
...Ve parıldar birden bire
horozu kalkmış tabanca...
dalgaların sesi rahat bırakmazca
çağırıyor ölmeye.


Ve vermek için tasalı kıza
Yeniden alınmış çiçeği
Tedbiri alınmış pancurda,
Kahraman oldu, ozan da,
Aşkın hoşluğu içindi.


Çiçekli düğün şarkıları
Mutluluk ayaklarına yazılmış,
Ve renkli bahar akşamları
Bilir böyle aşkları
Kutsal... Sonra ne olmuş...


Şimdi işi yok gücü yok bir diken
Delip geçiyor kalbini,
Cilveli komşusu da onun
Parmaklıklarına balkonun,
Koyar küçücük potinlerini;


Ve ya saf ve pürüzsüz bir sesle
Varoşların kızı,
Yoldan çıkmış hınzırlığı ile,
İğneli konulardan konuşur ise
Karşısında şen şakrak kanaryası,


Kaza olur öyle üzüntü verici
Sayın ki kaba bir ağlatı:
Sevgili... çiçek...
Düello vaziyetleri...
Bu romansın üstünden yirmi yıl geçti.
Turgenyev’de de böyle bir şey vardı.


Bakışı amma üzünçlü,
Amma aydınlık, güveni,
Ve amma hafifçe yürüyüşü!
Neden vazgeçti? Eskiden onu düşünürdü...
Kimse bilmiyor nedenini!



III


Irmakta, üzüntü içindeki,
Kırmızı demi küle döner
Alacakaranlığın gölgeli
İmparator bezginliği gibi
İpekli bir güz üz’redir.


Ve adam düşünür. O ki
Üzünçlü görüntüsüdür
Uzak bir bulutun kaldırıverdiği;
Solmuş bir bakire sanki
Hala onu beklemektedir.


Bağlar elini kolunu, korku, tarifsiz,
Ve yazacak sonunda
Nirvanası içerisinden biçimsiz...
Yola çıkışı mektubun yarın deyiniz
Ve bir de yasemin gidecek mektupta.


Oynuyor tüy kalem, parmaklarında;
Ve kağıt, katlanmış çoktan,
Ve yüzüyor ruhu mavi dünyada.
Yirmi yıldır verdiği savaşta,
‘İçtenlikle’ yazacak mektuba yeniden.


Yarım kalmayacak, muğlaklık ne de
Güveninde aşkına
Bu ufak tefek deri üstünde.
O mektup o kadar da çok eskiyse de!...
Karıştı müsvedde şu anda.


Koruyacak çılgın zevklerini,
Beyaz ipekler, dostluktan,
Gizlemek için ateşten içini.
Gülecek insanlar, yeri geldi mi
O sevgililere, başka yaştan.


O, yaşlı olan, hafifçe
Masumiyetinde yaşlı bir bakirenin,
Olacak kaymak taşı, zarifçe.
Kardan kentsoyluluğu ise,
Yağacak geç vaktinde nisanın.


Kır saçları, yüce huzurda onun,
Yatak odasında küçücük
Verecek kokusunu bir lavantanın,
Ve zarif parmak ucunda onun
Yüksükler bulunacak.


Çıkaracak, toprak üstünde,
Boşuna bir hışırtı, iç etekliği
Ve zarif bir teselli ile
Buyur edecek kadife,
Bambumsu inceliğini!...


İşte garip, böyle düş kurarak,
Bu apartman dairesinde,
Ve düşü, tatlı ve yumuşak;
Ama akşam oldu bak
Ve kağıt bomboş yine.



Leopoldo Lugones
(Villa de Maria del Rio Seco, Arjantin, 13 Haziran 1874- Buenos Aires, Arjantin, 18 Şubat 1938)
İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/19.03.2002


BEYAZ YALNIZLIK


Sakinliği altında uykunun,
Sakin ay, parlak ipekten,
Gece,
Yumuşak bedeni sessizliğin sanki,
Uzanır enginlikte tatlıca...
Ve çözer
Örgüsünü,
Harika yapraklarında
Kavaklığın.


Yaşamaz hiç kasvetli kuledeki
Saatin gözü dışında,
Derinleşerek, yararsızcasına sonsuzlukta
Kumda açık bırakılmış bir çukur gibi.
Sonsuzluk,
Dönmüş, çarklarında
Saatlerin,
Hiç varmayan bir atlı araba gibi.


Kazıyor ay, beyaz, dibi yok uçurumunu,
Sessizliğin, ki havzasında,
Her şey cesettir
Ve düşünceler gibi yaşar gölgeler,
Ve şaşkına döner insan yakındakinden
Ki ölümdür o, o beyazlıkta.
Güzel olandan ki dünyadır o,
Hakim olan eskiliğine dolunayın.
Ve aşık olmanın en üzünçlü kaygısı,
Titrer ızdıraplı kalpte.


Bir kent var havada,
Asılı duruyor, hemen hemen görülemez bir kent,
Belli belirsiz çizgileri
Açık gecede saydam olan.
Nasıl ki sudan çizgiler bir kağıt tabakasında,
İşte öyle billurlaşması, çok yüzlü.
Bir kent öyle uzak ki
Sıkıntı veriyor saçma varlığıyla.


Bir kent mi bu, bir gemi mi acep
Yeri bırakmakta olduğumuz.
Sessiz ve mutlular,
Ve öyle bir katıksızlıkla,
Yalnızca ruhlarımızın
Yaşadığı, dolunay beyazlığında?...


Ve bir aylak geçiyor alelacele
Ürpererek berrak ışık boyunca.
Yitip gidiyor çizgiler,
Beyaz taşa dönüyor enginlik,
Ve görünüyor kederli gecede yalnızca
Kesinliği yokluğunun senin.


Leopoldo Lugones
(13 Haziran 1874, Villa de Maria del Rio Seco, Arjantin-18 Şubat 1938, Buenos Aires, Arjantin)


İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/25.03.2002


ÖLÜMÜMÜN ÖYKÜSÜ


Ölümümü düşledim ve yalındı bir hayli yalın:
Sarılmıştım ipekten saçlara,
Ve her bir öpüşün senin
Küçültüyordu beni her defada.
Ve her bir öpüşün senin
Bir günmüşçesine;
Ve iki öpücük arasında kalan zaman,
Bir gece. Ölüm, yalın böylesine.


Ve çıkarılıyordum azar azar
Ölümcül saçlardan. Kalmadı hiçbir bölüğü ama
Parmaklarım arasındaki parçadan başka...
Buza kestiğin zaman sen bir anda,
Ve öpmedikçe beni...
Ve çözülüyor o bölük ve yaşam oluyorum.


Leopoldo Lugones
(13 Haziran 1874, Villa de Maria del Rio Seco, Arjantin-18 Şubat 1938, Buenos Aires, Arjantin)

İspanyolca’dan çeviren: Ulaş Başar Gezgin/25.03.2002


  
Dr. Ulaş Başar Gezgin
Latin Amerika’da Bir Gezgin: http://latinamerikadabirgezgin.blogspot.com/
Facebook/Yüzdefteri: http://www.facebook.com/gezginulas  
Facebook/Yüzdefteri Yazar Sayfası: http://www.facebook.com/Ulas.Basar.Gezgin
Ulas Basar Gezgin Okurları:  http://www.facebook.com/groups/214939625258670/ 
E-mail: ulasbasar@gmail.com  
2011 Sonrasındaki Şiirler: http://gezginulas.blogspot.com 
Kendi Sesinden Şiir Kaydı: http://soundcloud.com/ulas-basar-gezgin
Gezgin Kaynakça (Tüm Yapıtları): 

No comments:

Post a Comment